Yazın da öreriz

Bu yaz sanki benim hatırladığım en sıcak yazdı. Rutin işlerimi bile yapmakta zorlandığım , “akşamüzeri olsa da bahçeyi sulasam ” diye günün geri kalanını neredeyse ziyan ettiğim sıkıcı bir yaz geçiyor. Biraz oku, çokça miskin miskin pinekle, biraz ör, sonra akşam serinliğini bekle… Böyle böyle Ağustosu yarıladık .

Büyük işlere sabrım yetmediğinden ufak tefek bir şeyler örebildim , İşte bu plaj sepeti de öylesine bir işti…

Sakız Adası izlenimlerim

Gezi yazılarında esas vak’anüvist misali anında not tutmak ki ben bunu beceremiyorum ,  ” iyisi mi gelir gelmez , sıcağı sıcağına yazayım ” dedim …

Sakız’a haftanın her günü sabah Çeşme’den feribot ve Katamaran kalkıyor , aynı gün akşam dönüyor. Önceden Yunanisten vizesi alabileceğiniz gibi adaya giriş için kapıdan günlük vize alınabiliyor , biz yeşil pasaporta sahip olduğumuz için vizeye gerek duymuyoruz ama çalıştığımız kurumlardan ” barkodlu görev dökümü ” aldık. Bu belgeyi e- devlet’ten kendiniz de indirebilirsiniz. Hoş bu bilgilere siz zaten internetten ulaşabilirsiniz.

Aman siz siz olun hafta sonu gidiyorsanız en az 1- 1,5 saat önce pasaport kuyruğuna girin. Türk aklı işte , her aileden bir nöbetçi kuyruğa giriyor , bir bakıyorsunuz siz pasaport kontrolüne yaklaştıkça önünüze hooop 5-10 kişi daha ekleniveriyor.

Birden fazla şirket Sakız’a sefer düzenliyor demiştim ya biz tavsiye üzerine Ertürk’ü tercih ettik, diğeri Turyol. Pasaport kontrolünden geçtik , bir kuyruk da gemiye binerken … İki tür gemi var limanda ; Feribot aracıyla seyahat edenler için , Katamaran araçsız yolcular için ; doğru kuyruğa girdiğinize emin olun ve burada da Türk İnsanın’nın saygılı(!) tutumu nedeniyle pek çok kargaşa yaşanıyor hazırlıklı olun. Biletlerde numara olmadığından boş bulduğunuz yere oturun. Mümkünse kapıya yakın oturun, zira inişte de kargaşa yaşayacaksınız.

Rastlantı mı bilemeyeceğim bizimki diğer şirkete göre yarım saat geç kalktı, dolayısıyla diğer şirketin yolcuları bizden önce limana indiğinden Sakız’da pasaport kontrolünde çok uzun süre bekledik.

Kontrolden çıkınca hemen sola doğru yürüyün 50-100 metre ötede bizim usul demleme çay ve kahvaltı veren küçük kafeler , onların hemen yanında da araç kiralama şirketleri var. Ben sabah çayını severim , çay eşliğinde küçük bir tostla kahvaltımızı hallettik ve hemen az öteye yürüyüp adayı gezmek için araç kiraladık . Günlük turlar da var ama zaten dersimizi çalışıp rotamızı belirlediğimiz için tura katılmak yerine araç kiraladık. Fiyatlar günlük 40 avrodan başlıyor.

Haritamızı açıyor Adanın güneyini gezmeye başlıyoruz. İlk durak Pyrgi köyü . Fazlaca turistik bulduğumu not düşeyim. Binaların dış yüzeyindeki seramik işçiliği nedeniyle çokça turist çekiyor. Köy meydanında soluklanıyor, soğuk bir şeyler içiyoruz. Hava hareket ettiğimiz Çeşme’ye oranla daha tahammül edilebilir derecede ama öğle saatleri olduğundan biraz zorlanıyoruz.

Phirgi Köyü’nün meşhur evlerinden biri !

Rotamızı Mesta Köyü’ne çeviriyoruz. Sokaklarının temizliği, insanlarının konukseverliği, evlerin şirinliği ile gönlüme taht kuruverdi . Uzunca bir süre daracık sokaklarında dolaşıp sonrasında biraz soluklanmak için köy meydanındaki bir kır kahvesine oturuyoruz. Burada da soğuk bir şeyler içiyoruz.

Aracımızla kah sahil yolundan , kah adanın içine girerek birkaç köyü daha ziyaret ediyor ve Sakız’ın merkezine Chios’a dönüyoruz. Burada daha önce adayı ziyaret eden bir arkadaşımızın tavsiyesine uyuyor ” Delfinia  Restaurant’ta ” deniz ürünleri yiyiyoruz. Fiyatlar makul, porsiyonlar doyurucu. Aynı menüye vaktiyle yarım saat uzaklıktaki Çeşme’de servet ödendiğimizden bu işe  üzülelim mi sevinelim mi karar veremiyoruz !

Yemekten sonra aynı güzergahtaki bir dükkandan hediyelik ufak tefek bir şeyler satın alıp aracımızı teslim ediyor dönüş için limana yürüyoruz. Biz Keşkül’ü evde yalnız bırakamıyoruz , tek geceliğine bile olsa emanet edecek kimse  bulamadık , dolayısıyla aynı gün İzmir’e döndük.

Hafta sonu tatili için gelenler çoğunlukta olduğundan dönüşte gemide kolayca yer bulduk, hiç sıraya girmeden pasaporttan çıktık ve yarım saat kadar sonra evimizdeydik !

Ben gezi yazarı değilim, – burası benim bloğum-  elimden geldiğince izlenimlerimi anlattım, zaten internette o kadar çok bilgiye ulaşmak mümkün ki arzu eden rahatlıkla ulaşabilir !

Keyifli günler dilerim 💙

Kediler…

İnstagramda bol bol kedi fotoğrafı paylaşıyorum , sonuçta insan elindeki malzeme neyse onu kullanıyor öyle değil mi?

Sosyal medya hakkında yapılan araştırmalara bakılırsa ” insanların sürekli mutlu anlarını, sahip olduklarını paylaşması takipçilerde mutsuzluğa hatta kıskançlığa yol açıyormuş” Doğrudur .

Hayat hep güzel anlardan ibaret değil , bazen işin bir de perde arkası oluyor ki bunlar pek çoğumuzun katlanamayacağı hatta felaket olarak nitelendirebileceği gerçekler.

Misal ; birçoğumuz ” şöyle bahçeli bir evim olsun da öyle kedi- köpek sahibi olayım ” deriz ya , bahçe ve evcil hayvan birbirine düşman aslında . Kedileri çok seviyorum ama bahçeme verdikleri zarar kimi zaman beni çileden çıkarıyor. Yeni diktiğim çiçekleri kazıp çıkarıyorlar, olur olmadık yere tuvaletlerini yapıyorlar , mama ve su kaplarını devirip ortalığı kirletiyorlar ama en fenası Kirpiler… Bahçede bir kirpi ailemiz de var ve onlar tuvaletlerini mama kapları dahil her yere yaptıkları gibi kediler gibi üstünü örtme zahmetine katlanmıyorlar bile.

Köpekler ise , bahçede köpek bakmak evin içinde bakmaktan daha zor bence. Toprak kazmak köpeğin genlerinde var. Yeni sulanmış bahçede yuvarlanmak, gelip burnunuzun dibinde silkelenmek, çamurlu patalarıyla açık kapıdan içeri dalmak en çok hoşlandıkları oyun . Merak etmeyin 8-10 yıl sabrederseniz uslanıyorlar 🤣🤣🤣

Nasıl bahçeli ev gerçeğini sevdiniz mi?


Benim yaşlı kızım Tagaddi’m 💖

Bu masum bakışlara aldanmayın, burayı kendine oyun alanı ettiği için yaz başı ellerimle diktiğim çiçekleri tek tek yolup attı 😔

Bahçe günleri

Aslında yazımın başlığının  ” Bahçe Günleri ” olduğuna bakmayın bu yıl önce geç gelen yaz, sonrasında aşırı sıcaklar derken şimdi de sersemletici , kuru rüzgar nedeniyle şöyle ağız tadıyla bir bahçe keyfi yapamadık.

Geçtiğimiz hafta aşırı sıcaklardan -sardunya dışında – sağ çıkabilen çiçeğim olmadı. O güzelim küpelerim, güllerim bir günde resmen kavruldu.  Önce ” yeterli sulamadım mı acaba ” diye kendimi suçladım ama elimle kontrol ettim toprak hala nemliydi, fön gibi sıcak esen rüzgar yaprakları ve çiçekleri dalındayken yakıp kavurdu.

Bahçeyle uğraşmak çok güzel , bedenin yorulsa da zihnin dinleniyor ama bunca emek ve para boşa gidince de insan üzülüyor. Çevremde hemen herkes aynı şeyden şikayetçi . Ege iklimi böyle , bahçeye dikilecek çiçekler konusunda daha dikkatli ve seçici olmak gerekiyor.

IMG_1128

Yaz sofraları

İzmirli için balkon demek yaz aylarında dolu dolu yaşanacak mekan demek… Uzun , sıcak ve nemli geçen yaz akşamları püfür püfür esen melteme karşı kurulan sofralarda yenen zeytinyağlılar, kütür kütür karpuz ve sonrasında demli bir bardak çay ve dudakları yakan çiğdem …

Hele bir de ufacık bahçesi varsa -ki bu tarz evler artık yalnızca ilçelerde kaldı- eksik olmayan konuklarla yemeklerin yendiği uzuuun muhabbetli sofralar demek.

Fikir olması adına sizler için seçtiğim yaz sofralarına göz atmak ister misiniz?

Görseller Southern Lady Dergisinden alınmıştır 🌿

Sehayder’in Anneler Günü etkinliği

Bizde bloglar yavaşladı hatta neredeyse durdu , ben gittim bloğumu başka bir adrese taşıdım . Ne yapayım , gelen dostlar bizimdir.

Burası blogspot kadar kullanışlı değil, yazım hatası yapınca silmesi ayrı dert, paragraf düzenlemesi ayrı dert . Ben yine de kararlıyım yazacağım.

Pazar günü bizim derneğin geleneksel Anneler Günü kahvaltısı vardı. SEHAYDER Hayvanlar için canla başla çalışan bir dernek, bağışlar , ufak tefek organizasyonlarla ayakta durmaya çalışıyor. Az parayla başından büyük işlere kalkışıyor ama bu işler gönül işi , sevmezsen inanmazsan yapamazsın !

Mekan güzeldi Seferihisar Sığacıkta bir tatil köyü. Teklif onlardan gelmiş” biz hayvan dostuyuz ” demişler …

İşte böyle … Birkaç gün gecikmeyle kayıt altına alabildim !

IMG_0534

Anneler Günü 

Kapitalimin ” hızlı tüket, daha daha harca, çok harca ” mantığıyla içini boşalttığı, anlamını basitleştirdiği Anneler Günü bende eskiye dair güzel duygular uyandırıyor, bu gün artık gereksiz görsem de …

Biz tüketim çağı çocukları değildik. Zaten tüketim adına pek fazla şey de bilmezdik. Haftada belli günler yayın yapan tek kanallı televizyonlar bizi müzikle, bilgimizi sınadığımız yarışma proğramlarıyla tanıştırmıştı, kocaman güzel evde yaşayan mutsuz insanların bayat hikayeleri  ya da günlük hayatta bin beterini yaşadığımız yapay serüvenlerle değil…

Tüketmekten ziyade kısıtlı olanaklarımızla üretmeye odaklanmıştık. Doğum günlerinde alıp verdiğimiz en kıymetli hediye kitaptı , zaten ihtiyacımız olan ayakkabı kaban gibi giysiler de bayram hediyemiz olurdu.

Televizyonda Anneler Günü hediyesi olarak pırlanta yüzük reklamını görünce ” yok artık!” diye şaşırmam sizce garip mi?

Eğer hala hayattaysa anneniz bir demet çiçekle çalın kapısını yarın erkenden , sarılın sıkıca , öpüverin yanaklarından , bundan büyük hediye olur mu ?

Ben ne mi yaptım ? Anacığıma saksı çiçeği aldım, balkonuna koyup seyretsin diye , bir de dizlerini ısıtsın diye battaniye ördüm ellerimle – ki anacığım yaz kış demez çok üşür –  hora geçecek  zannımca…

Benim hediyem de yarın sabah taaa uzaktan gelecek bir telefon ” anne yatmadan arayalım dedik, anneler günün kutlu olsun!” diyen ciğer parçamın sesi olsun bana yeter !

Anneler Gününüz kutlu olsun dünyanın bütün kadınları,  zira tüm kadınlar annedir !